Yin Yang
- Can Aygen
- 24 Oca
- 2 dakikada okunur
Kadim zamanlarda, evren daha isimler almadan önce, iki öz vardı. Birbirini tanıyan ama asla aynı yerde bulunamayan. Biri Yang, diğeri Yin’di. Onlar birbirinin kaderiydi ama aynı zamanda imtihanıydı.
Yin karanlıktı; beklerdi, hissederdi ve hatırlardı. Derindi. Sessizdi. İçinde olanı saklamaz, ona yer açardı. Yang ise ışıktı; hareketti, yakardı, değiştirirdi. Dokunduğu her şeyi dönüştürür, ama nadiren durup bakardı.
Bir araya geldiklerinde evren doğuyordu. Ayrıldıklarında ise zaman duruyordu.
Kadim bilgelik der ki: “Bazı ruhlar kavuşmak için değil, dengeyi korumak için karşılaşır.”
Peki neden kavuşamazlar?
Çünkü kavuşurlarsa gece gündüz olur. Sessizlik sesini kaybeder, ışık anlamını yitirir. Her şey tek bir şeye dönüşür ve anlam, karşıtlığını kaybettiği anda yok olur.
Bu yüzden kader, onları yan yana ama ayrı yazmıştır. Birinin varlığı, diğerinin yokluğuyla anlaşılır olsun diye.
İşte tam burada insan kalbi devreye girer.
Kaderin olmayan o kişi kimdir?
O kişi seni tanımayan değil, sana seni hatırlatandır. Onunla birlikteyken her şey mümkün gibi hissedilir ama hiçbir şey kalıcı olmaz. Çünkü o bir eş değildir. O bir aynadır.
Aynalar kalmak için değil, göstermek için vardır.
Kaderin olmayan kişi, senin bastırdığın duyguları yüzeye çıkarır. Sormaktan kaçtığın soruları sana sorar. Korktuğun yaraları kanatır ama iyileşmenin yerini de gösterir. Onun yanında kendini ilk kez bu kadar canlı hissedersin, çünkü o, seni uyandırır.
Kadim öğretiler bu bağı şöyle tanımlar: “Kaderin olmayan kişi, ruhunun uyanış kapısıdır.”
Bu bağ neden bu kadar derin hissedilir?
Çünkü Yin, Yang’ı tanır. Yang ise Yin’i unutmaz.
Ama bilmek, sahip olmak değildir. Sevmek, kalmak zorunda olmak değildir. Bazı bağlar, tamamlanmak için değil; çözülmek için yaşanır.
Bu ilişki seni büyütürken acıtır. Sarsarken açar. Yaklaştırırken uzaklaştırır. Çünkü amacı mutluluk değil, farkındalıktır.
Psikolojik olarak bu bağ, insanın kendisiyle yaptığı en zor yüzleşmedir. “Ben kimim?” sorusunu sorar. “Ne istiyorum?” değil, “Neyden kaçıyorum?” sorusunu önüne koyar.
O kişi gittiğinde eksik hissetmen, onun yarım bıraktığı için değil; sende tamamlanmayı bekleyen parçaları gösterdiği içindir. Yas, onu kaybettiğin için değil, eski halini kaybettiğin içindir.
Ve zamanla anlarsın: Bazı ruhların kaderi elele yürümek için değil, yolu göstermek için yazılır.
Onlar gelir, dokunur, iz bırakır ve gider. Ama gittikleri yerde bir boşluk değil, bir bilinç bırakırlar.
Çünkü gerçek denge, aynı yerde kalmakta değil; doğru anda ayrılabilmektedir.



Yolu yürüyecek biri de vardır belki biraz dikkat et 🤫