Moritanya Yolcusu Kalmasın
Dünyanın en uzun treni yaklaşık 2500 metre boyunda ve 200’den fazla vagonuyla tonlarca demir cevheri ile kömür taşıyor. Tek seferde tam 704 kilometre yol katetmeyi başaran bu devasa teneke canavar, Sahra Çölü’nü bir baştan diğer uca kadar hiç durmadan yarıp geçiyor. Yükün ağırlığına ve çöl fırtınalarının keyfine bağlı olarak yaklaşık 20 saat süren, tam anlamıyla akıl kârı olmayan bir yolculuk bu. Moritanya’daki Zouérat maden şehrinden kalkıp Atlantik Okyanusu kıyısındaki Nouadhibou’ya doğru, uçsuz bucaksız çöl manzaralı bir sefere çıkıyor.
Üstelik bu trene binmek için ne bir rezervasyon ne de gişe sırası derdi var. Hatta işin en absürt tarafı: Yolculuk tamamen bedava! Yetmezmiş gibi Moritanya’ya vize derdi de yok. E hadi, cesareti olan buyursun gelsin benimle!
Yalnız küçük bir detay var; bu trende kompartıman yok, koltuk yok, "Pardon tuvalet ne taraftaydı?" derseniz öyle bir şey de yok. Demir tozlarının ortasında, maden cevherinin tepesinde hayatta kalabilmek için sağlam bir çöl gözlüğü ve yüzünüze sıkıca sardığınız bir şal en vital ekipmanınız olacak.
Seyahatle ilgili tüm detaylar yine en ince ayrıntısına kadar planlandı; sırt çantamı hazırladım ve bu deli işi maceraya atılmaya tamamen hazırım. Bu seyahatte her ne kadar yanımda aklıbaşında birilerinin olmasını istesem de kimsenin gelmeyeceğini gayet iyi biliyorum. Biliyorum çünkü tanıdığım herkes sanki birbirinin kopyası olan o güvenli hayatı yaşıyormuş gibi geliyor. Ben de her defasında "Tamam, artık ben de normal bir hayata geçiş yapıyorum, bu son maceram olsun" diyorum ama kaçıncı "son" yolculuğuma çıktığımı bile unuttum.
Belki bu keşif ve gezme tutkusu bir noktada söner diye umut ediyorum. Ancak bu dünyadaki zamanım azaldıkça "ki bazıları buna kısaca yaşlanmak diyor" bazı şeyler gerçekten zorlaşmaya başladı. Tropikal sıcaklar artık nefesimi kesiyor, kilometrelerce yol yürümek eskisi kadar kolay değil ve başıma gelen aksiliklere karşı tahammülüm günden güne azalıyor. Yine de yeni gördüğüm her yer ve deneyimlediğim her şey için içimde yanan o çocuksu heyecan ateşi asla sönmüyor.
Hayatımda çok fazla çöl gördüm ama Sahra bambaşka bir boyut. Bazı çöller, mesela İran çölleri gibi tamamen kurak ve düz bir taş parçasından ibaret; Mısır çölleri ise sonsuz kumluklarıyla gözün alabildiği her yeri güneş sarısına boyuyor. 20 saatlik toz toprağın, gündüz cehennem sıcağının ve gece kutup ayazının içinden geçmeyi başardığınızda, artık Atlantik Okyanusu’nun serin sularına kendinizi bırakmaya hazırsınız demektir. Her büyük eziyetin sonundaki tatlı bir ödül gibi…
Tabii bu ödül, yolda telef olmadan hedefe ulaşabilenler için geçerli. Bu durumdan yola çıkarak bir metafor yaparsak: Hareket halindeki maden treninden düşmek oldukça hızlı, acılı ve kesin bir ölüme sebep olabilir. Çünkü kocaman bir çölün ortasında tek başına hayatta kalma becerilerine sahip olanlar zaten belgesel kanallarında kendi programlarını çekmekle meşguller. Treni kaçırırsanız bir sonrakini beklemek en az 24 saat sürer. Ayrıca bekleseniz bile ne yapacaksınız ki? Giden bir cevher vagonuna tutunup atlayamazsanız bir sonraki deneme için bir 24 saat daha çömelip beklemeniz gerekecek.
Hepsini geçtim, benim gibi insanlar için çölde, kutup ayısıyla karşılaşma tehlikesi her daim mevcut. Yine de trene bakan yerine içinde olan olmak isterim. Tabii bu yolculukta daha çok üzerinde olunuyor gibi. Siz benimle ya da bensiz bence bir düşünün bu macerayı. Sonuçta Dünyanın en büyük trenine bindim deme hakkı kazanmak az bir iş değil :)



Yorumlar