top of page

Menüde Tuz

  • Yazarın fotoğrafı: Can Aygen
    Can Aygen
  • 30 Mar
  • 3 dakikada okunur

Hiç sevilmemiş birine, gerçekten sevginizi gösterdiğinizde, o size sevgisizliğin nasıl bir karaktere dönüştüğünü gösterir. Bu bir tepki değil, neredeyse refleks gibidir. Sanki yıllarca dokunulmamış bir yara, ilk temas anında acıyla kendini hatırlatır gibi… Siz şefkat uzatırsınız, o savunma verir. Siz yakınlaşmaya çalışırsınız, o mesafe koyar. Çünkü bazı insanlar sevgiyi tanımadıkları için onu tehdit olarak algılar. İçlerine hiç yerleşmemiş bir duygunun, dışarıdan bu kadar yoğun gelmesi, düzenlerini bozar. Ve insan, düzenini bozacak her şeyi bilinçsizce yok etmeye çalışır.

Böyle birinin hayatına girdiğinizde, aslında sadece bir insanı değil, onun geçmişini, eksik bırakılmış çocukluğunu, yarım kalmış ihtiyaçlarını da sevmeye başlarsınız. Ama işin en kırıcı tarafı şudur: Siz onun tamamlanmamış yanlarını görüp sarılmaya çalıştıkça, o sizin neden böyle davrandığınızı sorgular. Çünkü onun dünyasında sevgi, sebepsizce verilen bir şey değildir. Mutlaka bir karşılığı, bir açığı, bir kusuru olmalıdır. Bu yüzden sizi olduğu gibi kabul etmez; sizi çözmeye çalışır. “Neden beni seviyor?” sorusu, “Bende ne eksik de bu bana böyle davranıyor?” düşüncesine dönüşür. Ve bir süre sonra, sizin en saf duygunuz, onun zihninde sizin zayıflığınız olur.

İşte tam burada kırılma başlar. Siz sevgiyi büyütmeye çalışırken, o onu küçültür. Siz anlamaya uğraşırken, o anlamlandırmaya değil, mesafe koymaya yönelir. Çünkü bazı insanlar için sevilmek, borçlanmak gibidir. Ve onlar bu borcu ödeyemeyeceklerini bildikleri için en baştan reddederler. Ama bunu açıkça söylemezler. Onun yerine sizi yavaş yavaş değersizleştirirler. Verdiğiniz emeği sıradanlaştırır, gösterdiğiniz ilgiyi gereksizleştirir, sabrınızı ise alışkanlık haline getirirler. Bir noktadan sonra siz, kendi değerinizi onun bakışında aramaya başlarsınız. Ve en tehlikeli olan da budur.

Çünkü insan, kendini yanlış bir aynada izlemeye başladığında, gerçeğini kaybeder. Siz aslında sevdiğiniz için oradasınızdır ama zamanla kalma sebebiniz değişir. Yalnız kalmamak, verdiğiniz emeğin boşa gitmemesi, belki de bir gün her şeyin düzeleceğine dair o küçük ihtimal… İşte insan en çok bu ihtimale tutunur. Tesadüf ve aşkın aynı cümlede bu kadar sık yer almasının sebebi de budur belki. İnsan, anlam veremediği şeyleri tesadüf diye adlandırır. Ama sevgi öyle değildir. Sevgi bir seçimdir. Bilinçli bir yönelmedir. Bir şeylere rağmen, birini görerek ve kabul ederek yapılan bir tercihtir.

Ve en ağır olan şudur: Siz elinizden gelen her şeyi yaptığınız halde, önce sevgiyi kanıtlamak zorunda kalırsınız. Sanki bir duyguyu yaşatmadan önce onun varlığını ispat etmek gerekir. Oysa sevgi, ispatla değil, hissedilerek anlaşılır. Ama onlar hissetmeyi bilmedikleri için sizden sürekli daha fazlasını isterler. Daha çok ilgi, daha çok sabır, daha çok anlayış… Ve siz verdikçe, verdiklerinizin değeri azalır. Çünkü kolay elde edilen her şey, zamanla önemsizleşir.

Bu insanlar aslında sadece sevilmemiş değildir; aynı zamanda sevmeyi de öğrenememiştir. Ama bu, onların suçu olmaktan çok, sorumluluğudur. Yine de çoğu bunu üstlenmez. Onlar sevgiyi değil; kontrol edebildikleri, sahip olabildikleri şeyleri severler. Para, statü, eşyalar… Çünkü bunlar kaybetme korkusu yaratmaz, duygusal bir risk taşımaz. İnsan ise risklidir. İnsan, belirsizliktir. Ve onlar belirsizlikten kaçar.

Bu yüzden bazen birine verebileceğiniz en doğru şey, varlığınız değil, yokluğunuz olur. Sessiz ama kesin bir yokluk. Ne bir açıklama, ne bir hesaplaşma… Sadece geri çekilmek. Hayatlarından bir cerrah titizliğiyle çıkmak. Çünkü bazı hikâyeler konuşarak değil, susarak biter. Ve bazı eksiklikler, ancak yoklukla anlaşılır.

Menüde tuz yazmaz ama eksikliği her lokmada hissedilir. Siz de bir gün onların hayatında o eksiklik olursunuz belki. Ama bunu görmek için orada kalmanız gerekmez. Hatta çoğu zaman, bunu görmezler bile. Çünkü fark etmek, yüzleşmeyi gerektirir. Onlar ise en çok bundan kaçar.

Sonra siz, kendi içinize dönersiniz. Kalbinizin üstüne bir kat daha koyarsınız. Belki çimento gibi ağır, belki cam gibi kırılgan ama kesinlikle daha kapalı… Ve yine hayatınıza devam edersiniz. Dışarıdan bakıldığında her şey yerli yerindedir. Gülüşler aynı, cümleler aynı, ritim aynı… Ama içinizde bir yer, artık eskisi gibi değildir.

Yine de bu bir kayıp değildir. Bu, bir fark ediştir. Kiminle kalınmayacağını öğrenmek, kiminle olunacağını bilmenin ilk adımıdır. Ve insan bazen en doğru yolu, en yanlış yerde fazla kalarak öğrenir.

 
 
 

Son Yazılar

Hepsini Gör

1 Yorum

5 üzerinden 0 yıldız
Henüz hiç puanlama yok

Puanlama ekleyin
Misafir
07 Nis
5 üzerinden 5 yıldız

Ne kadar da doğru tespitler.

Beğen

Contact Me

For any questions you have, you can reach me here:

Judith Sanders, Psy.D.

500 Terry Francine Street San
Francisco, CA 94158

 

123-456-7890

  • Black Facebook Icon
  • Black LinkedIn Icon
  • Black Twitter Icon

Thanks for submitting!

© 2035 by Modern Mindful Therapy. Powered and secured by Wix

bottom of page