top of page

Hayat Bayram

  • Yazarın fotoğrafı: Can Aygen
    Can Aygen
  • 20 Mar
  • 2 dakikada okunur

Bayramda tüm küsler barışmaz.

Bazı vedalar, bir anda verilmiş gibi görünse de aslında uzun bir iç hesaplaşmanın, sayısız suskun gecenin ve yutulmuş cümlelerin toplamıdır. İnsan, birini hayatından çıkarmaya karar verdiğinde, o kararı tek bir olayla almaz; aksine, defalarca affettiği, görmezden geldiği, kendinden ödün verdiği anların yükü birikir içinde. Ve bir gün, o yük artık taşınamaz hale gelir. İşte o an, vedanın gerçek başlangıcıdır.

Bayramlar… İnsanlara göre affetmenin, yeniden başlamanın, küslerin barışmasının zamanı. Ama her barışma, bir iyileşme değildir. Bazı barışmalar, sadece eski yaraların yeniden açılmasıdır. Çünkü her küslük, gururun değil; bazen hayatta kalma içgüdüsünün sonucudur. İnsan, kendini korumak için küser. Kendini eksilten, değersizleştiren, sürekli tüketen birine karşı koymanın en sessiz ama en güçlü yoludur bu.

Birine küsmek kolay değildir. Hele ki o kişi, bir zamanlar en çok güldüğün, en çok paylaştığın, en çok “anlaşıldım” dediğin kişiyse… O küslüğün arkasında sayısız deneme vardır. Konuşarak çözmeye çalışma, sabretme, anlamaya çalışma… Ama bir noktadan sonra insan fark eder: Anlamak, karşı tarafın değişmesini sağlamaz. Sabır, bazen sadece karşı tarafın daha fazla sınır ihlal etmesine zemin hazırlar. Ve en acısı, sevgi tek başına hiçbir şeyi kurtarmaz.

Nankörlük… Belki de insanın en zor kabullendiği şeylerden biri. Çünkü insan, verdiği değerin, gösterdiği emeğin en azından görülmesini ister. Ama bazı insanlar için ne yaparsan yap, hep eksik kalırsın. Onların dünyasında senin çaban değil, onların beklentisi gerçektir. Ve o beklenti asla dolmaz. İşte bu yüzden, birini hayatından çıkarmak bazen bir kayıp değil, bir denge kurma çabasıdır.

Narsisizm ise daha sinsi bir yaradır. Çünkü o kişi seni seviyor gibi yapar, ama aslında sadece kendini sever. Senin varlığın, onun egosunu beslediği sürece anlamlıdır. Sen yorulduğunda, kırıldığında, sustuğunda… O bunu bir problem olarak değil, bir eksiklik olarak görür. Çünkü onun dünyasında senin duyguların değil, onun ihtiyaçları merkezde durur. Böyle bir ilişkide kalmak, zamanla insanın kendine yabancılaşmasına neden olur.

Ve bencillik… En sıradan ama en yıkıcı olanı. Çünkü çoğu zaman fark edilmez. Küçük küçük ihlallerle başlar. “Bunu da sen halledersin”, “Şu an işler çok yoğun”, “Ben şu an hiç iyi değilim”… Derken bir bakarsın, sen hep veren, o hep alan olmuş. Sen hep anlayan, o hep anlaşılmayı bekleyen. İşte o dengesizlik, insanın içini en çok yoran şeydir.

Bu yüzden, her bayram barışmak zorunda değil insan. Her bayram affetmek, iyileşmek anlamına gelmez. Bazen affetmemek, kendine sadık kalmaktır. Bazen mesafeyi korumak, ruhunu korumaktır. Çünkü bazı insanlar hayatından çıktığında, geriye kalan boşluk değil; huzur olur.

İnsan, acıya alışmaz aslında. Sadece onunla yaşamayı öğrenir. Ama bazı acılar vardır ki, tekrar tekrar yaşanmasına izin vermek, insanın kendine yaptığı bir haksızlıktır. O yüzden bu bayram, eksilen bir şey yok belki… Ama fazlalıklar azaldı. Yoranlar gitti. Tüketenler uzaklaştı. Ve bu, sandığından çok daha değerli bir kazanım.

Belki kalbinin bir köşesinde hâlâ bir sızı olacak. Belki bir anı, bir cümle, bir şarkı yine canını yakacak. Ama bu, geri dönmen gerektiği anlamına gelmez. Çünkü bazı kapılar, kapanmak için vardır. Ve bazı insanlar, sadece bir dönemin parçası olarak kalmalıdır.

Bu bayram, herkesle değil; kendinle barış. Çünkü en zor affedilen şey, bazen başkaları değil, kendi yaptığın fedakârlıklardır. Ve en büyük huzur, artık kendini yaralayan hiçbir şeye izin vermemektir.

 
 
 

Son Yazılar

Hepsini Gör

Yorumlar

5 üzerinden 0 yıldız
Henüz hiç puanlama yok

Puanlama ekleyin

Contact Me

For any questions you have, you can reach me here:

Judith Sanders, Psy.D.

500 Terry Francine Street San
Francisco, CA 94158

 

123-456-7890

  • Black Facebook Icon
  • Black LinkedIn Icon
  • Black Twitter Icon

Thanks for submitting!

© 2035 by Modern Mindful Therapy. Powered and secured by Wix

bottom of page