Eksiklik ve Potansiyel
- Can Aygen
- 2 Şub
- 2 dakikada okunur
Az olan şey insanı sabırla değil, sessiz bir öfkeyle tüketir. Çünkü yokluk nettir; sınırları bellidir, kabullenmesi mümkündür. Ama var olup yetmeyen, sürekli göz önünde duran o eksiklik, zihnin en hassas yerine dokunur. Umut verir gibi yapar, sonra geri çekilir. İnsana “biraz daha olabilirdin” diye fısıldar. İşte bu fısıltı, hiçliğin suskunluğundan çok daha yorucudur. Eksik olan, varlığını inkâr edemeyeceğin kadar gerçektir ama seni tatmin etmeyecek kadar küçüktür. Bu yüzden bazı şeylerin hiç olmaması, az olmasından daha merhametlidir.
İnsan kendine karşı yaptığı pazarlıklarda en acımasız hâlini alır. Gücünün yettiğini bildiği bir yerden bilinçli olarak geri çekilmek, ruhun kendi potansiyeline ihanetidir. Maslow’un uyarısı tam da burada yankılanır: Olabileceğin şey olmamak, derin ve süreğen bir huzursuzluğun tohumudur. Bu huzursuzluk bağırmaz; yıllara yayılır, alışkanlık gibi yerleşir, zamanla karakter sanılır. Oysa kaynağı çok basittir: Kendini bilerek küçültmek.
Bir insan sahip olduğu yeteneklerden kaçtığında, aslında yalnızca başarısızlıktan değil, kendi gerçeğinden kaçıyordur. Çünkü yetenek, sorumluluk da taşır. Onu kullanmak cesaret ister; görülmeyi, yargılanmayı, bazen de yanılmayı göze almayı gerektirir. Bu yüzden insan çoğu zaman daha azını seçer. Daha az risk, daha az hayal, daha az beklenti… Ama daha az yaşam. Kısa vadede güvenli görünen bu seçim, uzun vadede insanı kendi içinde ağır bir yorgunluğa sürükler. Denenmiştir; olabileceğinden daha azına razı olmak, hiçbir şey yapmamaktan bile daha çok yorar. Çünkü zihin, potansiyelini bilir ve unutmaz.
Zihinde var olduğu sanılan sınırlar ise çoğu zaman birer mirastır. Kimisi aileden kalmadır, kimisi toplumdan, kimisi de geçmişte yaşanmış bir başarısızlığın abartılmış yankısıdır. Öğrenilmiş çaresizlik, öğrenilmiş korku, öğrenilmiş itaat… İnsan bunları kendi sesi sanır. Oysa dikkatle bakıldığında, bu sınırların çoğu deneyimlerin üst üste bindirdiği tortulardır; temizlendiğinde altında hâlâ hareket edebilen, genişleyebilen bir alan vardır. İnsan kendine dürüst olduğunda fark eder: “Yapamam” ya da "olmuyor" dediği pek çok şey aslında “denemedim” ya da “bedelini ödemek istemedim” demenin başka bir yoludur.
Kendine bilinçli olarak haksızlık yapmamak, insanın verebileceği en radikal kararlardan biridir. Bu karar, her zaman mutlu etmez ama derin bir iç tutarlılık sağlar. İnsan, tüm yeteneklerini sonuna kadar kullandığında bile başarısız olabilir; ama en azından kendi önünde eğilmez. Asıl yıkıcı olan başarısızlık değil, potansiyelin mezara diri diri gömülmesidir. Çünkü insan en çok, yaşayabileceği hayatı yaşamadığını fark ettiğinde kırılır.
Bu yüzden bazı yollar yorucudur ama gereklidir. Kendini küçültmeden, yeteneklerinden kaçmadan, sınırlarını sorgulayarak yürümek kolay değildir. Fakat insanın kendi içindeki genişliğe saygı duyması, ruh sağlığının temel şartıdır. Az olmak, eksik kalmak, bilerek geride durmak… Bunların hiçbiri masum değildir. İnsan kendine karşı dürüst olmayı seçtiğinde, mutsuzluk bile anlamlı bir mücadeleye dönüşür. Ama bilerek daha azını seçtiğinde, huzursuzluk sessizleşir ve kalıcı olur. İşte asıl tehlike tam da buradadır.



Müthiş yazı olmus
Abi her cümle mükemmel 👏